Çalışma Ekonomisi Ders Notları

Çalışma Ekonomisine Giriş ve Temel Kavramlar

Emek piyasalarını diğer piyasalardan ayıran özellikler nelerdir?

Emek piyasasını mal ve diğer piyasalardan ayıran belki de en önemli özellik, emeğin istihdamının çalışan ve çalıştıran arasında kişisel bir ilişkiyi ifade etmesidir. Emek piyasası hakkında genellikle hem işveren hem de işçi bakımından bir bilgi eksikliği söz konusudur. Emek piyasasına arz edilen emek büyük ölçüde heterojenlik gösterir. Tek bir emek piyasası yoktur, farklı birçok iş için binlerce piyasa vardır. Emek piyasalarında grup ilişkilerini etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bu piyasalardaki karar alıcı birimlerin başında gelen sendikaların davranışlarını belirleyen sosyal, siyasal ve ideolojik bazı etkenler mal piyasalarında yer alan firmaların davranışlarını etkileyen faktörlerden farklıdır. Emek piyasasında işçinin pazarlık gücü nispi olarak azdır. Genellikle bu piyasalarda güç alıcılar lehinedir.

Çalışma çağındaki nüfus ve aktif nüfus nedir?

Çalışma çağındaki nüfus tanımlanırken, bir yaş sınırlamasından hareket edilir. Genellikle, bu çağın alt sınırı, zorunlu temel eğitimin bitişini ifade ederken; üst sınırı da emeklilik yaşına karşılık gelmektedir. Ülkeler arasında gerek zorunlu temel eğitimin süreleri ve gerekse emeklilik yaşları konusundaki farklılıklar çalışma çağındaki nüfusun uygulamada farklılaşmasına yol açmaktadır. Ancak, ülkeler arasında yaygın olan yaş sınırları 15-64 yaşları arasıdır. Yani, 15-64 yaşları arasındaki kişiler çalışma çağındaki nüfusu oluşturmaktadır.

Aktif nüfus, çalışma çağında yani 15-64 yaş grubunda olup kurumsallaşmamış nüfustan oluşmaktadır. Kurumsallaşmamış nüfus, Devlet istatistik Enstitüsüne göre;
Okul, yurt, otel, çocuk yuvası,huzurevi, özel nitelikli hastane, hapishane, kışla ve orduevi gibi yerlerde ikamet edenlerle yabancı uyruklular dışındaki nüfustur

İşgücü nedir?

İşgücü, bir ülkedeki emek arzını insan sayıyı yönünden ifade eden bir kavramdır. Başka bir tanımlama ile, bir ülkedeki nüfusun üretici durumda bulunan yani ekonomik faaliyete katılan kısmı dır. Çalışma çağındaki nüfustan, çalışmak istemeyenleri, çalışmasını engelleyen bir sakatlığı olanları, askerlik hizmetini yapanları, ev kadınlarını, öğrencileri ve mahkumlar gibi gözetim altında tutulanları çıkarıp; çalışma çağı dışında olduğu halde çalışmak zorunda olan çocuklarla yaşlıları eklersek sivil işgücüne ulaşılır. Kısaca,

İşgücü = istihdam edilenler + işsizler.

İL İL Atama Kontejyanları İçin Tıklayınız

Eksik istihdam nedir?

Eksik istihdam, istihdamın sektörel dağılımı içinde tarımın ağırlıkta olduğu, ücretsiz aile işçilerinin yoğun olarak bulunduğu ve işsizlik sigortası uygulamasının bulunmadığı ülkelerde, işgücünün gereği gibi değerlendirilememesinden kaynaklanan önemli bir sorundur. işsizlik sigortasının bulunmadığı ya da sınırlı olduğu ülkelerde, kişiye işsiz kaldığında, geçimini temin edebilecek bir gelir düzeyi sağlanamamaktadır. Bundan dolayı da kişi, sahip olduğu eğitim ve niteliğe uygun olsun ya da olmasın veya elde edeceği ücret düzeyi ne olursa olsun çalışmak zorunda kalmaktadır. Böylece, kişi işsiz olmaktan kurtulmakta, ancak bu kez de sorun eksik istihdam olarak ortaya çıkmaktadır.

İşgücüne katılma oranı nedir?

İşgücüne katılma oranı, istihdam edilenlerle işsizlerin toplamının oluşturduğu işgücünün aktif nüfusa oranıdır. Bu oran, aktif nüfus içersinde işgücünün nispi ağırlığını gösterir.

Bağımlılık oranı nedir?

Bir ülke nüfusunun tamamı tüketicidir, ancak çalışma çağındakiler hem tüketici hem de üreticidirler.Üretim-tüketim dengesini sağlamak için üretime katılanların kendileriyle birlikte katılmayanlara da yetecek kadar üretimde bulunmaları gerekir. Bunun ölçüsü bağımlılık oranıdır. Bağımlılık oranı, çalışma çağındaki kişilere bağımlı olan nüfusun kaba bir ölçüsüdür.

Emek verimliliği nedir?

Bir ülke nüfusunun tamamı tüketicidir, ancak çalışma çağındakiler hem tüketici hem de üreticidirler. Üretim-tüketim dengesini sağlamak için üretime katılanların kendileriyle birlikte katılmayanlara da yetecek kadar üretimde bulunmaları gerekir. Bunun ölçüsü bağımlılık oranıdır. Bağımlılık oranı, çalışma çağındaki kişilere bağımlı olan nüfusun kaba bir ölçüsüdür.

Emek Arzı

Faydasını maksimize etmek isteyen bireyin boş zaman ile çalışma arasındaki tercihi nasıl belirlenir?

Zaman kullanımı için çalışma ve boş zaman şeklinde iki alternatif olduğu varsayılırsa, burada cevabı aranılan soru şudur: Birey zamanını bu iki alternatif arasında ne şekilde paylaştırmalıdır ki faydasını maksimize edebilsin?

Çalışmanın tercih edilmesinin temel sebebi bu sayede ücret geliri elde ederek harcamaları karşılayabilmektir. Ancak insanlar bütün zamanlarında çalışamazlar ve dinlenmek, gezmek, kültürel ve beşeri faaliyetlerde bulunmak için de zamana ihtiyaç duyarlar. Boş zaman talebi bu ihtiyacı karşılamaya yöneliktir.

Bireyin bu iki alternatif arasındaki sübjektif değerlendirmelerini (tercihlerini) farksızlık eğrileri yansıtır. Farksızlık eğrilerinin orijinden uzaklaştıkça daha yüksek fayda düzeyini gösterdiği bilgisinden hareketle, faydasını maksimize etmek isteyen bireyin orijine göre en yukarıdaki bir farksızlık eğrisinin gösterdiği zaman kullanım tercihini seçmesi beklenebilir.

Ancak, çalışma ve boş zamanı bireyin tüketeceği iki mal olarak kabul edersek, bunlardan ne kadar satın alınabileceği sadece bireysel tercihlere bağlı değildir. Bireyin geliri de bu konuda belirleyici bir unsurdur. Bunu yansıtan kavram ise bütçe kısıtlıdır.

O halde zaman tercihini yaparken fayda en çoklamasını gerçekleştirmek için iki şartı vardır. (1) Bütçe kısıtı üzerinde bulunmak ve (2) Bütçe kısıtının izin verdiği ölçüde orijine göre en uzaktaki farksızlık eğrisi üzerinde bulunmak. Buna göre denge noktası bütçe kısıtı ile farksızlık eğrilerinin birbirine teğet olduğu noktada gerçekleşecektir.

Ücret değiştiğinde denge çalışma süresi bundan nasıl etkilenir?

Ücretin değişmesi bireyin zaman kullanım dengesini değiştirecektir. Ücret değişimin net sonucunun ne olacağı zıt yönde işleyen iki etkiden hangisinin daha kuvvetli olacağına bağlıdır.

Bunlardan gelir etkisi, örneğin ücret arttığında, bireyin gelirinin de yükseleceğini, bu nedenle daha fazla boş zaman satın alarak çalışma süresini azaltacağını öngörmektedir.

Öte yandan, ikame etkisine göre ücret oranının yükselmesi boş zamanın fırsat maliyetini yükseltecek, bu durum bireyin boş zamandan vazgeçerek çalışma süresini arttırması sonucunu verecektir.

Ücret oranının düşük, boş zamanın ise gereğinden fazla olduğu durumlarda ücretler yükseldiğinde ikame etkisinin daha baskın olacağı ve bireyin çalışma süresini arttıracağı beklenir.

Öte yandan, ücretler belirli bir düzeye ulaşıp bireyin çalışma süresi yeterince arttığında şimdi eskisine nazaran daha kıt olan boş zaman daha değerli hale gelecektir. Ücretlerin daha da yükselmesi durumunda bir noktadan sonra artık gelir etkisi daha baskın hale gelecek, birey çalışma süresini azaltacaktır.

Çeşitli ücret düzeyinde bireyin çalışma süresinin ne olabileceğine yönelik bu tespitler bizi geriye kıvrımlı bireysel emek arz eğrisine götürecektir.

Piyasa emek arz eğrisi nasıl elde edilir ve bireysel emek arz eğrisinden farklılığı nedir?

Piyasa bireylerin toplamından oluştuğuna göre piyasa emek arz eğrisini elde etmek için çeşitli ücret düzeylerinde piyasadaki bireylerin çalışma sürelerini toplamamız gerekmektedir.

Bireysel emek arz eğrisinin geriye kıvrımlı olmasına karşılık ampirik gözlemler piyasa emek arz eğrisinin pozitif eğimli olduğunu göstermektedir.

Bunun nedeni piyasanın genelinde ikame etkisinin daha baskın olmasıdır. Ücretler yükseldiğinde piyasada bazı kişilerin gelir etkisi nedeniyle çalışma sürelerini azalttıkları, ancak onlardan daha fazla kişinin ikame etkisi ile çalışma sürelerini arttırdıkları gözlenmiştir.

Emek arzını ücretler dışında hangi unsurlar ne yönde etkiler?

Ücret oranlarındaki değişme emek arz eğrisi üzerinde yukarıya veya aşağıya hareketle gösterilir. Bu tür bir değişim emek arz miktarının artması veya azalması olarak isimlendirilir.

Öte yandan, bireylerin herhangi bir işe/mesleğe yönelik çalışma kararları ücret oranına bağlı değildir, başka unsurlar da çalışma sürelerinin belirlenmesinde etkilidir.

Ücret dışı unsurların emek arzı üzerindeki etkileri emek arz eğrisinin bütün olarak sağa(artma) veya sola (azalma) kayması ile gösterilir. Bu tür bir hareket emek arzının artması veya azalması olarak isimlendirilir.Burada miktar kelimesinin kullanılmadığına dikkat ediniz.

Buna göre-diğer şeyler eşitken-herhangi bir mesleğin alternatifi konumundaki bir başka mesleğin ücret oranları, o mesleğe olan emek arzını etkileyecektir. Örneğin fazla nitelik gerektirmeyen iki işten temizlik işçilerinin ücreti artarken gazete dağıtım işinin ücreti değişmezse, daha çok kişi temizlik işçiliğini tercih edeceğinden gazete dağıtıcısı arzı azalacak, emek arz eğrisi bütün olarak sola doğru kayacaktır.

Herhangi bir emek piyasasında işgücünün ücret dışı gelire sahipliğinin yaygın olup olmaması da emek arzı üzerinde etkilidir. Hem emek piyasalarında çalışan, hem de ücret dışı , örneğin gayrimenkul, geliride bulunan insanların herhangi bir nedenle (örn.doğal afetler) bu gelir kaynağını kaybetmeleri durumunda eskisine nazaran daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyacaklarından emek arzları artacak, emek arz eğrisi sağa doğru kayacaktır.

Bunların yanısıra; işgücünün çeşitli nedenlerle boş zamanı tercih etmeleri, işlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi veya kötüleşmesi, nüfus artışı/azalışı veya göç alma/göç verme gibi nedenlerle işçi sayısının artması veya azalması da emek arzını arttırıp azaltabilecektir.Bütün bu değişikliklerin ortak noktası emek arz artışının eğrinin sağa doğru kaymasıyla, emek arz azalışınınise eğrinin sola doğru kaymasıyla gösterilmesidir.

Emek Talebi

Kısa dönemde bir işveren kaç işçi çalıştıracağına nasıl karar verir?

Firmalar kısa dönemde kaç işçi çalıştıracaklarına marjinal karar alma kuralı ile karar verirler. Bu kararı verirken işe alacakları son işçinin firmaya sağladığı getiri ile maliyetini karşılaştırırlar.

Marjinal işçinin maliyeti ile getirisi arasında getirisi lehine ihmal edilebilecek kadar küçük bir fark dahi olsa kârını azamileştirmek isteyen işveren o işçiyi işe alacaktır.

Bu nedenle denge istihdam kuralı istihdamın işçinin maliyeti (W) ile getirisinin (marjinal ürün geliri) birbirine eşit olduğu düzeyde yapılması olarak kabul edilir. Piyasa emek talep eğrisi nasıl elde edilir ve şekli nasıldır?

Piyasa işverenlerden oluştuğuna göre piyasa emek talep eğrisi firmaların bireysel talep eğrilerinin toplanması ile elde edilir ve negatif eğimlidir.

Piyasa emek talep eğrisi elde edilirken emek talebini etkileyen ücret dışındaki unsurlar sabit kabul edilir.

Buna göre ücret oranında meydana gelen değişmeler talep eğrisi üzerinde sola veya sağa hareketle gösterilir ve emek talep miktarının azalması veya artması olarak isimlendirilir.

Uzun dönemde emek talep eğrisi nasıl elde edilir?

Kısa dönemde sermaye faktörünün sabit, sadece emek faktörünün değişken olmasına karşılık, uzun dönemde firmalar sermaye faktörünü de arttırabilme imkanına sahiptirler.

Firmaların uzun dönemde emek ve sermaye faktörlerinden ne kadar kullanacağı, (a) üretimde bu iki faktörün birbiri yerine kullanılıp kullanılmayacağına (b) faktörlerin nispi fiyatlarına bağlıdır.

Uzun dönemde firmanın denge faktör kullanım miktarları eş-ürün eğrisinin eş maliyet doğrusuna teğet olduğu noktada belirlenir. Denge bir kez tespit edildiğinde, ücret oranını yükselterek bunun nasıl değişeceği analiz edilebilir. Bu analiz sonuçta uzun dönem emek talep eğrisinin elde edilmesini sağlayacaktır.

Kısa ve uzun dönem emek talep eğrileri arasındaki fark nedir?

Kısa ve uzun dönem emek talep eğrileri arasında esneklik farkı vardır.

Kısa dönemde emek talep eğrisi daha az esnek (inelastik), uzun dönemde ise daha az esnektir (elastik).

Bunun nedeni ücret yükseldiğinde kısa dönemde emek talebi sadece ölçek etkisi sebebiyle azalırken, uzun dönemde ikâme etkisinin de devreye girerek emek talebinin daha fazla azalmasına neden olmasıdır.

Emek talebini etkileyen ücret dışı unsurlar nelerdir?

Emek talep eğrisi, ücret oranı ile talep edilen emek miktarı arasındaki ilişkiyi gösterir. Oysa emek talebinin tek belirleyicisi ücret oranı değildir, başka unsurlar da bu konuda etkilidir.

Ürün talebindeki, verimlilikteki, işveren sayısındaki değişmeler ile diğer üretim faktörlerinin fiyatları emek talebini etkileyen ücret dışı unsurlar arasında sayılabilir.

Bu unsurlardaki değişmeler emek talebini arttırıyorsa eğrinin bir bütün olarak sağa, azaltıyorsa sola kayması ile gösterilir.

Emek Talep Esnekliği
Emek talebinin ücret değişmelerine karşı duyarlılığı nasıl ölçülür?

Emek talebinin ücret değişmelerine karşı duyarlılığını talebin ücret esnekliği vermektedir. Ücret esnekliği emek miktarındaki yüzde değişmenin ücretteki yüzde değişmeye oranlanması ile bulunur.

Ücretler yükseldiğinde emek talep miktarı o oranda azalmıyorsa esnek olmayan talep (talebin duyarlılığı az), ücret yükselmesinden daha büyük bir oranda azalıyorsa esnek talep (talebin duyarlılığı fazla) söz konusudur.

Emek talebi sadece ücrete bağlı değildir, diğer üretim faktörlerinin fiyatları da bu konuda belirleyici unsurdur. Emek talebinin çapraz ücret esnekliği emek talebinin diğer üretim faktörünün fiyatındaki değişmelere karşı ne ölçüde duyarlı olduğunu gösterir. Diğer üretim faktörü sermaye olabileceği gibi, bir başka emek türü/grubu da olabilir. (örneğin sendikalı işçiler için diğer üretim faktörü sendikasız işçiler olabilir)

Emek ile diğer üretim faktörü üretimde birbiri yerine kullanılabiliyorsa (ikâme ilişkisi) çapraz ücret esnekliğinin işareti pozitiftir. Öte yandan emek ile diğer üretim faktörü arasında tamamlayıcılık ilişkisi varsa işaret negatif olacaktır.

Ücret yükselmeleri hangi durumlarda işverenin toplam maliyetini nasıl etkiler?

Ücretlerin yükselmesi durumunda işverenin işgücüne ödediği toplam harcamanın (toplam ücret

ödemesi) artması veya azalması emek talep esnekliği ile ilgilidir.

Emek talebi esnek değilse ücretlerin yükselmesi istihdamda oransal olarak daha az bir düşüşe neden olacağından, işverenin toplam ücret ödemesi artacaktır.

Öte yandan, esnek bir emek talebi söz konusu ise, ücretin yükselmesi istihdamın önemli ölçüde azalmasına neden olacağından işverenin toplam ücret ödemesi azalacaktır.

Emek talebinin esnek olup olmaması hangi unsurlara bağlıdır?

Emek talebinin esnekliği dört unsura bağlıdır. Bunların başında ürün talebi gelmektedir. Bir mala yönelik tüketici talebi esnek ise (esnek değilse) o malın üretiminde kullanılan emeğe olan talep de esnek olacaktır (esnek olmayacaktır). Bu kuraldan hareketle ayrıca; eksik rekabetçi bir piyasaya nazaran rekabetçi bir piyasada, piyasanın tümüne nazaran tek bir firmada emek talebinin daha esnek olduğu (yani ücret değişimine karşı daha duyarlı olduğu) söylenebilir.

Bu konuda etkili olan ikinci unsur emek maliyetinin toplam maliyet içindeki payıdır. Emeğin üretimde yoğun olarak kullanıldığı durumda ücret yükselmeleri firmanın maliyet ve ürün fiyatını önemli ölçüde arttıracak, buna bağlı olarak satışları da önemli ölçüde azalan firma aynı şekilde istihdam ettiği emek miktarını önemli ölçüde azaltacaktır. Emeğin üretim maliyetinin büyük bir kısmını oluşturmaması bu anlamda kendisine avantaj sağlayacaktır.

Üretimde emeğin diğer üretim faktörleri ile ikâme edilebilirliği de emek talep esnekliğini etkileyen üçüncü unsurdur. Teknolojinin emek yerine sermaye kullanımına izin vermediği durumlarda işverenler ücretler çok yükselse de işgücünden vazgeçemeyecekler, dolayısı ile emek talebi inelastik olacaktır. Bu durum örneğin pilotlara olan talebin tarım işçileri talebinden daha az esnek oluşunun nedenlerinden biridir.

Ancak söz konusu ikâme başka üretim faktörlerinin arz esnekliğine de bağlıdır. Örneğin, ücretler yükseldiğinde işverenlerin çoğu işgücü yerine daha ucuz hale gelen sermaye kullanımını arttırmaya karar verirlerse, ancak sermaye mallarının arzı çeşitli nedenlerle esnek değilse (inelastik), talep artışı sermaye mallarının fiyatlarının önemli ölçüde artmasına neden olacaktır. Bu durumda sermaye malları eskisi kadar ucuz olmayacağından, işgücünü sermaye ile ikâme etmek başlangıçta düşünüldüğü kadar kârlı olmayacaktır. Sonuçta ücret yükselmiş bile olsa işveren işgücünü önemli ölçüde kısmak istemeyeceğinden emek talebi esnek olmayan özellikle olacaktır.


Emek Piyasası Dengesi

Tam Rekabetçi bir emek piyasasında denge nasıl oluşur?

Tam rekabet piyasası, gerçek hayatta tüm şartları ile gözlenmesi güç varsayımlar içermesine karşılık kaynak dağılımında tam etkinliğin sağlandığı piyasalar olduğundan, gerek mal ve hizmet fiyatlarının gerekse emeğin fiyatının (ücret) açıklanmasında başlangıç noktasını oluşturmaktadır.

Tam rekabetçi bir emek piyasasında denge emek arz ve talep eğrilerinin kesiştiği noktada oluşur. Denge ücret düzeyinde işsizlik olmadığından, buna piyasayı temizleyen ücret oranı da denilmektedir.

Rekabetçi bir piyasada kısa dönemde denge ücretinden sapmalar olabilse de, uzun dönemde tekrar denge ücretine dönülecektir. Bu durum tam rekabetçi piyasalarda tek ücret kanunu olarak adlandırılır.

Tam rekabetçi alt piyasalarda tek bir ücret hangi mekanizmalarla sağlanır?

Tam rekabetçi alt piyasalarda kısa dönemde farklı ücretler olabilse de, piyasanın varsayımları göz önünde tutulduğunda bu durum uzun vadede kalıcı olmayacak, piyasalar arasında ücretler eşitlenecektir.

Örneğin, aynı mesleğin iki farklı şehirdeki piyasalarından birinde ücretler daha yüksek ise, piyasanın şeffaflık varsayımı gereği işçiler bundan haberdar olacaklar faydalarını azamileştirmek isteyen işçiler kolaylıkla ücretlerin düşük olduğu şehirden yüksekolduğu şehire göç edeceklerdir.

Sonuçta ücretlerin yüksek olduğu piyasaya işgücü girişi fazla olduğundan ücretler düşerken, ücretlerin düşük olduğu gerekçesi ile işgücünün bir kısmını kaybeden piyasada ise emek arzı azaldığından ücretler yükselecektir. Emeğin piyasalar arasındaki hareketliliği ücretler birbirine eşitleninceye kadar devam edecektir.

Emek arz ve talebindeki değişmeler dengeyi nasıl değiştirir?

Emek arzında ve talebinde meydana gelebilecek kaymalar rekabetçi bir emek piyasasında var olan dengenin bozulmasına neden olabilecektir. Ancak piyasanın işleyişi farklı bir ücret ve istihdam bileşiminde yeniden dengeye gelinmesini sağlayacaktır.

Arz veya talebin kayması ile başlangıçtaki denge ücretinde talep fazlası oluşmuşsa daha yüksek bir ücret düzeyinde piyasa yeniden dengeye gelebilecektir. Talep fazlası emek arzı sabitken emek talebinin artmasından kaynaklanmışsa denge istihdam düzeyi de artacak, talep sabitken arzın azalmasından kaynaklanmışsa azalacaktır.

Öte yandan, emek piyasasında arz fazlasının oluşması ücretlerin düşmesine neden olacaktır. Fiayet arz fazlası talep sabitken arzın artmasından kaynaklanmışsa denge istihdam düzeyi azalacak, arz sabitken talebin azalmasından kaynaklanmışsa denge istihdam düzeyi artacaktır.

Ücretlerin azalma yönünde katı olduğu durumda bozulan denge nasıl tekrar oluşur?

Gerçek hayatta parasal ücretlerin artma yönünde esnek oldukları halde, azalma yönünde aynı esnekliğe sahip olmadıkları bilinmektedir. Ücret katılığı sendikalar ve toplu sözleşme düzeninden kaynaklanabildiği gibi zaman zaman işverenlerin tutumu da bu konuda etkili olabilmektedir.

Parasal ücretlerin azalamadığı durumda dengesi bozulan bir emek piyasası uzun bir zaman gerektirse de aynı ücret düzeyinde yeniden dengeye gelebilecektir. Dengenin yeniden kurulmasında nispi ücretler ve emek hareketliliği anahtar kavramlardır.

Tam rekabetçi bir firma için denge nasıl oluşur?

Tam rekabetçi firma piyasadaki çok sayıda firmadan biri olduğundan emeğin fiyatını etkileme gücüne sahip değildir. Firma piyasada toplam emek arz ve talep eğrilerine göre belirlenen denge ücretini veri olarak alır.

Firmanın bu ücret düzeyinde ne kadar işçi çalıştıracağı emek arz ve talep eğrilerinin kesişme noktaları tarafından belirlenir.

Tekelci bir firma için denge nasıl oluşur, bunun tam rekabetçi firmanın dengesinden farklılığı nedir?

Ürün piyasasında tam rekabetçi ve tekelci firmaların emek talep eğrileri farklıdır. Farklılığın temel nedeni marjinal gelir-fiyat ilişkisidir.

Ürün piyasasında tam rekabetçi firma fiyat alıcısı konumunda olduğundan satışlarını piyasada oluşan denge fiyatından yapacaktır. Bu durumda firmanın marjinal geliri fiyata eşittir.

Öte yandan, piyasa talebinin tümünü karşılama durumunda olan tekelci bir firmanın daha fazla mal satabilmesi ürün fiyatını düşürmesi ile mümkün olacağından Marjinal Gelir=Fiyat eşitliği burada söz konusu olmayacaktır.

Bu nedenle, tekelci bir firmanın emek talep eğrisi tam rekabetçi bir firmanın eğrisinin daha solunda yer alır ve daha diktir. Bunun doğal sonucu şudur: Veri bir ücret oranında tekelci firma tam rekabetçi firmadan daha az işçi çalıştırır.

Oligopolcü firma için denge ücret ve istihdam düzeyi nasıl belirlenir?

Oligopolcü bir firma işkolundaki toplam üretimin büyük bir kısmını gerçekleştiren az sayıda firmadan biridir.

Oligopolcünün emek arz eğrisi piyasa ücretinden belirli bir istihdam düzeyine (piyasadaki işsizlerin tamamını gösteren düzey) kadar yatay eksene paralel,ondan sonra ise pozitif eğimlidir.

Buna göre oligopolcü firma piyasadaki işsizlerinsayısı kadar işçiyi piyasadaki geçerli ücreti yükseltmeksizin istihdam edebilecektir.

Ancak, istihdamı bunun da ötesine arttırmak isterse rakip firmalardaki işçileri kendi firmasına çekmesi gerekecektir. Bu durum firmanın ücretleri yükseltmesini zorunlu kılacaktır.

Ücret ve Ücret Teorileri
Bir ekonomideki ücret düzeyi neden önemlidir?

Ücret, emeği karşılığında çalışan insanların gelirini ve yaşam standardını belirleyen bir unsur; beslenme, giyinme ve barınma gibi temel gereksinimlerini karşılayabileceği yegane kaynaktır. Bunun yanında, işveren açısından, üretim sürecinin önemli bir maliyet unsurudur. Hükümetler bakımından ise,istihdam, fiyatlar ve enflasyon, ulusal verimlilik, yatırım ve tasarruflar gibi ekonominin gelişme hızını doğrudan etkileyen temel bir öğedir.

Ücretle ilgili bilinmesi gereken başlıca temel kavramlar nelerdir?

Ücretle ilgili bilinmesi gereken bazı temel kavramları ve bunların anlamlarını şu şekilde özetleyebiliriz: Ücret haddi, belirli bir üretim ya da zaman birimi başına emeğe ödenen ücreti ifade ederken ücret geliri ise, genellikle iş süresi ile ücret haddinin çarpımına eşittir. Ancak ücret gelirine, prim, ikramiye,fazla çalışma ücreti gibi ücret ekleri de dahildir.

İşveren tarafından işçiye ödenen ücret brüt ücrettir. işletme tarafından belirli bir dönem için ödenen ücret gelirlerinden, vergi ve sosyal sigorta primleri gibi kesintiler yapıldıktan sonra işçinin eline geçen ücret ise, net ücrettir. Yani, brüt ücret işletmenin kasasından çıkan, net ücret ise işçinin cebine giren para miktarıdır.

Ücretleri ödenen ücretin değeri bakımından parasal (nominal) ve gerçek (reel) ücret olarak ikiye ayırabiliriz. Bir işletme için önemli olan bir işçi için kasasından çıkan paradır, yani parasal ücrettir. Ancak, enşasyonist bir ekonomiye sahip ülkelerde paranın satın alma gücünde yaşanan düşüşler işçi için ücretin satın alma gücünün, yani reel ücretin öne çıkmasına neden olmaktadır.

Asgari ücret, bir yandan işçiye sosyal bakımdan uygun asgari bir yaşam düzeyi sağlamaya elverişli olan, öte yandan da işverenleri daha düşük ücret ödemekten alıkoyan zorunlu niteliği olan bir ücrettir.

Ücret teorileri hangi ihtiyaçtan doğmuş ve bu konuda neden çeşitli dönemlerde bir çok teori ortaya atılmıştır?

Ücretin nasıl oluştuğu ve düzeyi konusunda ortaya çıkan ihtiyaç, her dönemde iktisatçılar tarafından çeşitli teoriler ileri sürülmesine neden olmuştur. Ancak, ücretleri etkileyen farklı bir çok unsurun olması ve bu unsurların bütün ekonomik, endüstriyel ve sosyal yapıyla doğrudan ilişkili olması her dönemde ve herkes tarafından kabul edilebilir bir teorinin varolmasını olanaksız kılmıştır. Ayrıca, ilkel denebilecek tarımsal ve el sanatları üretimine dayalı statik ekonomiler için geçerli olabilecek teorilerin çoğu dinamik ve sanayileşmiş ülkelerde çoğu zaman geçerli olmayabilir. Bununla birlikte, her ülkenin ve her dönemin ekonomik ve sosyal koşulları dikkate alındığında, her bir ücret teorisi ücret sorunları nın birçok farklı yönüne ışık tutarak önemli faydalar sağlayabilir.

Ücret teorileri nasıl sınırlandırılabilir?

Çeşitli dönemlerde ortaya atılan ücret teorileri farklı biçimlerde sınırlandırılabilir. Bu konuda kullanılan en yaygın sınırlandırma Klasik ve Modern ücret teorileri biçimindedir. Daha çok 19. yüzyıl ücret teorilerini ifade eden Klasik ücret teorilerinden bazıları: Doğal ücret teorisi, ücret fonu teorisi ve artık değer teorileridir. 20. yüzyıl ücret teorilerini ifadeeden modern ücret teorileri arasında ise, Marjinal verimlilik teorisi, pazarlık teorisi, satın alma gücü teorisi ve Etkin ücret teorileri sayılabilir.

Ücret Farklılıkları

Gerçek hayatta neden tam rekabet piyasasında elde edilen tek ücret gözlenemez?

Emek piyasası dengesinin incelendiği ünitede tam rekabetçi emek piyasalarında kısa dönemde ücret farklılıkları olmakla birlikte uzun dönemde bunun giderileceği belirtilmiştir. Burada aklımıza şu soru takılmakta: Tam rekabet piyasasında tek ücret varken,gerçekte piyasalarda ücretlerin farklı olmasının nedenleri nelerdir?

Tek ücret kanununda anahtar unsur tam rekabet piyasasının varsayımlarıdır. iki piyasada homojen işlerde çalışan homojen işçilere farklı ücret ödenirse, piyasanın şeffaflık özelliği gereğince işçiler bu durumdan haberdar olacaklardır.

İşçiler faydalarını maksimize etme amacı içinde olduklarından ücret farklılıklarına rıza göstermeyecekler, ücretin düşük olduğu piyasada çalışan işçiler yüksek ücretin yüksek olduğu piyasaya kolay ve maliyetsiz bir şekilde giriş yapabileceklerdir. Emeğin iki piyasa arasındaki hareketliliği sonuçtan ücretleri eşitleyecektir.

O halde, gerçek hayatta ücret farklılıklarının gözlenmesi tam rekabet piyasası varsayımlarının olmayışından kaynaklanmaktadır. Gerçek hayatta işler ve işçiler homojen değil heterojendir ve emek piyasaları mükemmel işlemez, aksar.

İşler hangi açılardan birbirinden farklılaşır ve bu farklılıklar ücretlere nasıl yansır?

İşleri birbirinden farklılaştıran unsurların başında TEÜF gelmektedir. Piyasadaki bazı işler; tehlikeli oluşu, statüsünün düşüklüğü, ilerleme imkanının olmayışı vb. nedenlerle istenmeyen özelliklere sahiptir. insanları bu tür işlerde gönüllü olarak çalışmaya yöneltmek için diğer işlerden yüksek ücret vermek gerekmektedir. Bu ise ücretlerin farklılaşmasına neden olacaktır.

Etkin ücret uygulaması da firmaları ve ücretleri birbirinden farklılaştıran başka bir nedendir. Bunun gibi, bazı işlerde sendikaların organize olup ücretleri yükseltebildikleri de gündelik hayatta sıkça gözlenen bir durumdur.

Büyük firmaların çeşitli nedenlerden dolayı çalışanlarına daha yüksek ücret verdikleri bilinen bir gerçektir.Son olarak, piyasada bazı işverenlerin çeşitli iş gruplarına karşı ayırımcı tavır takınmaları işleri ve dolayısıyla ücretleri farklılaştırmaktadır.

İşçiler hangi yönlerden birbirlerine benzemezler vebunların ücret farklılıkları ile ilgisi nedir?

Emek piyasalarında işler gibi işçiler de farklı özelliklere sahiptirler. Bu farklılıkların başında tercihlerin farklılığı gelmektedir. Bazı kişiler bazı işleri riskli veya sıkıcı bulurken, bazıları aynı işler için çok olumlu düşüncelere sahip olabileceklerdir. Bireylerin işlere bakış açılarının farklı olması ücret farklılıklarını da açıklamaktadır.

Bireylerin beşeri sermaye düzeylerinin farklı olması emek piyasalarında birbiri ile rekabet edemeyen grupların oluşmasına neden olur. Örneğin lise mezunu satış elemanı üniversite mezunu bir avukat ile rekabet edemez. Bu durum her iki meslekte de ücretlerin farklı olması sonucunu doğuracaktır.

Emek piyasalarında ücret farklılıklarına neden olan aksaklıklar nelerdir?

Emek piyasaları gerçekte tam rekabet piyasasının varsaydığı gibi mükemmel işlemez. Piyasaların şeffaf olmamaları işçilerin ücret farklılıklarından haberdar olmalarını engelleyebilir.

Gerçekte, piyasalar arasında emeğin hareketliliği kolay ve maliyetsiz değildir. Emek gücünün bir sonraki ünitede ayrıntısı ile inceleyeceğimiz maliyetleri

vardır. Göçün maliyetli oluşu işçilerin ücret farklılıklarını bilseler dahi düşük ücretli piyasalardan yüksek ücretli piyasalara geçerek ücretleri eşitlemelerini engellemektedir.

Eğitim Ekonomisi

Eğitim bir yatırım mıdır?

Yatırım kavramının temel özelliği yapıldığı dönemde maliyet artışına sebep olması, ancak sonradan daha kaliteli ve bol üretimi mümkün kılıp gelir artışı sağlamasıdır.

Bu açıdan bakıldığında eğitim harcamaları da fiziksel sermaye yatırımı gibi yatırım sayılmalıdır. Eğitim yapıldığı dönemde bireylere üç tür maliyet yükler. Eğitim için harcanılan okul harçları, kitap-kırtasiye bedelleri eğitimin doğrudan maliyetini oluşturur.

Eğitim bireyi piyasada çalışmaktan alıkoyan bir faaliyet olduğundan, eğitimin fırsat maliyeti çalışamamak nedeniyle kaybedilen gelirdir. Son olarak eğitim zor bir süreç olduğundan kişiye psikolojik maliyette yüklediği söylenebilir.

Bütün bu maliyetlerine karşılık eğitim bireylerin verimliliklerini arttıran bir faaliyettir. Verimlilik artışı ise gelirlerin artmasını sağlayacaktır. Beşeri Sermaye teorisinin eğitim yatırımı konusundaki temel görüşü de budur.

Eğitim yatırımına nasıl karar verilir?

Eğitim yatırımına karar verecek kişi eğitimin maliyetleri ve getirilerini karşılaştırır. Ancak eğitim maliyetleri için bugün harcama yapılırken, eğitimin getirileri çalışma hayatı boyunca kademeli olarak elde edilecektir. Bu nedenle iki değişken arasında anlamlı bir karşılaştırma yapabilmek için gelecekte yapılacak maliyet harcamalarını ve elde edilecek gelirleri bir ıskonto oranı iskontolamak gerekir.

Eğitim yatırımının iskonto edilmiş gelirleri iskonto edilmiş maliyetlerden büyük ise eğitim yatırımı kârlı olacaktır.

İşyerinde eğitimin türleri nelerdir?

İşyerinde eğitim genelde atölye düzeni için verildiğinden buna gayri-resmi eğitim de denilir. iki türlü işyerinde eğitim vardır.

İşyerinde genel eğitim işçinin verimliliğini sadece eğitimin verildiği firmada değil piyasanın tamamında yükselten bir eğitimdir. (marangozluk gibi). işyerinde özel eğitim de ise işçilere firmaya özgü bilgiler öğretilir. Bu bilgiler piyasadaki diğer firmalar ile ilgili olmadığından eğitim işçinin verimliliğini sadece eğitimin verildiği firmada yükseltir (telefon operatörlüğü gibi).

İşyerinde eğitimin maliyetlerine kim katlanır ve getirilerinden kim yararlanır?

Genel işyerinde eğitim işçinin verimliliğini piyasanın tamamında arttırdığından işverenler bu tür bir eğitimi verme konusunda isteksiz davranacaklardır. Bu nedenle eğitimin maliyetine işçiler eğitim süresince düşük ücretle çalışarak karşılarlarken, getirisinden de sadece işçiler yararlanacaklardır.

Öte yandan spesifik işyerinde eğitim işçinin verimliliğini piyasada değiştirmeyeceğinden işçiler bu konuda istekli davranmayacaklardır. Bu nedenle bunun maliyetini işverenler karşılayacak, getirisini ise taraşar aralarında pazarlık yaparak paylaşırlar.

Beşeri sermaye teorisi hangi açılardan eleştirilmektedir?

Beşeri sermaye teorisine yöneltilen eleştirilerin başında yatırım kararını alırken eğitimin getiri ve maliyetlerinin iskonto edilmiş bugünkü değerlerinin hesaplanmasının karmaşık olduğu ve herkes tarafından yapılamayacağı gelmektedir.

Bu konuda yapılan bir başka eleştiri eğitilmiş işgücünün yüksek veriminin ne kadarının eğitimden kaynaklandığının kestirilemeyeceği; zeka, yetenek ve motivasyonun da burada etkili olabileceğidir.Eleme hipotezi adı verilen görüşe göre ise eğitim aslında verimliliği etkilemez, işverenler işçileri seçerken bir sinyal vazifesi görür.

İkili iş piyasaları adındaki görüş ise eğitimin ikincil sektördekilerin birincil sektöre geçerek verimlerini yükseltmelerini sağlamayacağını ileri sürmektedir.

Eğitim ile kalkınma arasındaki ilişki var mıdır?

Eğitim bireysel gelişmeyi sağladığı gibi makro anlamda ekonomik kalkınmayı da sağlamaktadır. Dünya savaşlarından mağlup çıkarak altyapılarını önemli ölçüde kaybeden Almanya ve Japonyanın kalkınma yansında öne çıkmalarında eğitilmiş insan gücü önemli bir rol oynamıştır.

Yapılan deneysel gözlemler eğitim ile kalkınma arasında pozitif bir korelasyon tespit ederken nedenselliğin eğitimden kalkınmaya doğru olduğunu göstermiştir. Buna göre ülkeler ekonomik açıdan kalkındıkları için eğitim düzeyi yükselmemekte, bunu tersine eğitim düzeyi yükseldiği için ekonomik kalkınma sağlanmaktadır.

Toplu Pazarlık ve Toplu Pazarlık Modelleri

Toplu pazarlık nedir?

Toplu pazarlık, sendikaların başta ücret olmak üzere, çalışma koşullarını belirlemede işveren karşısında işçilerin temsilcisi olarak yer aldıkları önemli bir faaliyet alanıdır. Bu yolla işverenlerin tek taraşı kural koyma otoritesi kısıtlanmakta, çalışanlara da kendi çıkarlarını koruma doğrultusunda kararlara katılma hakkı tanınmaktadır. Diğer taraftan, işveren açısından da işyerindeki verimlilik ve sosyal barışın sağlanmasında toplu pazarlık sonucu ulaşılan uzlaşmanın da önemi büyük olmaktadır.

Uluslararası Çalışma Örgütü toplu pazarlığı şu şekilde tanımlanmaktadır:Bir tarafta bir işveren veya bir ya da birden fazla işveren örgütü ile diğer taraftan işçileri temsil eden bir veya birden fazla işçi örgütü arasında; çalışma koşulları ve istihdam iliş- kisinin belirlenmesi; ve /veya işçiler ve işverenler arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi; ve/veya işveren veya onların örgütleriyle işçilerin örgüt veya örgütleri arasındaki ilişkileri düzenlemek konusunda giriştikleri bütün görüşmelerdir.

Toplu Pazarlık gücü nedir?

Toplu pazarlık gücü, sendikanın veya işverenin, toplu pazarlıkta kendi şartları üzerinde karşı tarafı anlaşmaya ikna etme yeteneğidir. Sendikanın gücü; kendi şartları üzerinde anlaşmamasının işverene maliyetinin, yine kendi şartları üzerinde anlaşmasının işverene olan maliyetine oranıdır. Anlaşmamanın maliyeti, her iki taraf için de anlaşmazlıktan doğan kayıplar olarak tanımlanırken, anlaşmanın maliyeti ise, anlaşmanın doğrudan maliyetleri, anlaşmanın ikincil maliyetleri ve anlaşmanın parasal olmayan maliyetleri şeklinde sıralanabilir.

Toplu pazarlık gücünü belirleyen faktörler nelerdir?

Toplu pazarlık gücünü belirleyen faktörler çeşitli kriterlere göre sınışandırılabilir. Genel olarak, toplu pazarlık gücünü belirleyen faktörler; ekonomik, yapısal ve kurumsal, yasal ve toplu pazarlık sürecinde belirginleşen faktörler olarak sıralanabilir.

Toplu pazarlık gücünü belirleyen faktörlerin belki de en önemlisi, ekonomik faktörlerdir. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum ve hükümetler tarafından izlenen ekonomi politikaları taraşarın toplu pazarlıktaki gücünü önemli ölçüde etkiler. Ülkedeki işsizlik oranı yükseldikçe grevci işçiler ve aile bireylerinin iş bulma olasılıkları da azalacağından bu durum sendikanın toplu pazarlıktaki gücünü olumsuz yönde etkileyecektir. Pazarlık gücünü belirleyen makroekonomik faktörlerin arasında özellikle tasarruf ve yatırım düzeyi, istihdam durumu, üretim ve istihdam hacmi, ücretler ve fiyatlar genel düzeyi, dış ticaret durumu gibi bir çok faktör yer almaktadır. Bu makroekonomik faktörlerin yanında bazı mikroekonomik faktörler de pazarlık gücü üzerinde etkili olmaktadır. Toplu pazarlık gücünü belirleyen mikro ekonomik faktörler daha çok işverenin (firmanın) içinde bulunduğu ekonomik koşullarla ilgilidir. Bunların başında, istihdam edilen emeğin talep esnekliği gelmektedir. Firmanın kâr ve verimlilik artış oranları da pazarlık gücünü etkiler. Kâr ve verimlilik düzeyi arttıkça işverenin ücret artışlarını karşılaması kolaylaşacaktır. Firmanın tahmin edilen kâr düzeyi yükseldikçe sendikanın gücü ve talepleri de artacaktır. Aynı zamanda işveren de beklenen kârlarını riske etmemek için mümkün olduğunca sendikanın teklifine yaklaşacaktır.

Yapısal ve kurumsal faktörler arasında; toplu pazarlığın, üretimin, endüstrinin, ve sendikanın yapısı, sendikalaşma oranı ve sendikalar arası rekabet sayılabilir.A M A Ç

Pazarlık gücünün belirlenmesinde yasal faktörlerin önemi, devletin endüstri ilişkileri sistemi içersindeki düzenleyici rolünün yasalarla ayrıntılı bir şekilde düzenlendiği ülkelerde kendini daha derinden hissettirmektedir. Sendikalaşmayı ve sendikal faaliyetleri teşvik edeci yasal düzenlemeler sendikaların nispi pazarlık gücünü arttırırken, tersi bir durum ise sendikanın pazarlık gücünü azaltmaktadır.

Toplu pazarlık sürecince belirginleşen bazı faktörler de toplu pazarlık gücü üzerinde etkili olmaktadır. Bunlardan bazıları; bilgi akış sistemi, taraşar arasındaki ilişkilerin düzeyi, toplu pazarlığa katılan görüşmecilerin nitelikleri, pazarlıkta kullanılan strateji ve taktikler ile sendika liderinin güç ve deneyimidir.

Toplu pazarlığı açıklamaya yönelik geliştirilen modeller nelerdir?

Günümüzde toplu pazarlık ilişkilerinin genişlemesi toplu pazarlığa yönelik değişik bir çok yaklaşım ve modelin de ortaya çıkmasına yol açmıştır. 1930lardan günümüze kadar toplu pazarlığı gerek iktisadi ve gerekse sosyal ve davranışsal açıdan inceleyen bir çok model ya da yaklaşık geliştirilmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır;

Toplu pazarlık sürecinin ilk ve en basit modeli John R. Hicks tarafından geliştirilmiştir. Hicks tarafından ortaya atılan bu modele göre, ücret pazarlıklarında işverenin taviz verme eğilimi ile grevin beklenen süresi arasında doğru yönlü, buna karşılık sendikanın direnme eğilimi ile grevin süresi arasında ters yönlü bir ilişki vardır.

Neil W. Chamberlain pazarlık gücü kavramı ve onun belirleyicileri üzerinde yoğunlaşan bir pazarlık ilişkisi modeli geliştirmiştir. Chamberlaine göre, pazarlık gücü, birinin kendi şartları üzerinde diğerini anlaşmaya ikna etme yeteneğidir. Sizin pazarlık gücünüz,benim sizin şartlarınız üzerinde anlaşma isteğimdir. Bu istek çeşitli faktörler tarafından belirlenir.

Sizin pazarlık gücünüz, yalnızca sizin beni istediğiniz şartlarda anlaşmaya zorlamak için sahip olduğunuz kişisel güçlerinizin bir yansıması değildir. Aynı zamanda bizi çevreleyen ekonomik, politik,sosyo-psikolojik bütün olayların bir yansımasıdır.Benim sizin şartlarınız üzerinde anlaşma isteğim, sizin şartlarınızla anlaşmamanın bana olan maliyetinin anlaşmamın bana olan maliyetine oranıdır. Eğer anlaşmamam anlaşmamdan daha pahalıya mal olacaksa anlaşacağım. Bunun aksi durumda ise anlaşmayacağım. Yani, benim sizin şartlarınız üzerinde anlaşma isteğim sizin pazarlık gücünüzün derecesini temsil edecektir

R. Walton ve R. Mc Kersie davranışsal modellerinde toplu pazarlık sürecini pazarlık stratejisi ve taktikleri açısından incelemişlerdir. Onlara göre, toplu pazarlık süreci davranışsal açıdan incelendiğinde, bu süreçte dört alternatif faaliyet olduğu görülür. Bunlar; dağıtımcı pazarlık, birleştirici pazarlık, örgüt içi pazarlık ve davranışsal yapılanma modelleridir.

Sendikaların Ekonomik Etkileri

Ücretlerin tek belirleyicisi sendikalar mıdır?

Ücretlerin tek belirleyicisi sendikalar değildir. Bu konuda verimliliğin, işin niteliğinin, demografik özelliklerin ve piyasa yapısının da etkileri vardır. Örneğin verimliliğin yüksek olduğu durumlarda ücretler de yüksektir. Bunun gibi; yapılan gözlemler erkeklerin ortalama ücretlerinin kadınların ücretlerinden fazla olduğunu, tekelci piyasalarda ücretlerin rekabetçi piyasalara nazaran daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca zor ve tehlikeli işlerde de ücretlerin daha yüksek olduğunu ücret farklılıkları ünitesinden hatırlayacaksınız.

Sendikalar üyelerinin ve kendisine üye olmayan işçilerin ücretlerini nasıl etkilerler?

Sendikaların üyelerinin ücretlerini sendika öncesi duruma göre yükselttiği açıktır. işgücünün sendikalaşma çabasının en önemli sebebi budur.

Sendikalar faaliyetleri ile sadece üyelerinin ücretlerini değil-dolaylı olarak-üye olmayan işçilerin ücretlerini de etkilerler. Bu etkiler dört grupta toplanabilir.

Bu etkilerden yayılma etkisine göre sendikalı sektörde ücretler yükseldiği için işsiz kalanların sendikasız sektöre geçmeleri sendikasız işçi ücretlerini düşürecektir. Öte yandan, sendikasız işçilerin sağladığı avantajlar nedeniyle sendikalaşmaya çalışmaları işveren açısından ciddi bir tehdit olacak, bunu önlemek için işveren sendikasız işçilerin ücretlerini yükseltebilecektir.

Sendikalı sektörde ücretlerin daha yüksek olması, bu sektörde işsiz kalanların diğer sektöre geçmeyip sendikalı iş bulmak için beklemelerine veya sendikasız sektördeki işçilerin istifa ederek sendikalı sektörde iş aramalarına da sebep olabilmektedir. Bekleme işsizliği olarak adlandırılan bu etkiye göre-emek talep eğrisinin esnekliğine bağlı olarak sendikasız işçi ücretleri artıp azalabilmektedir.

Son olarak, ürün piyasası etkisine göre sendikalı sektörde ücretlerin yükselmesi bu sektördeki maliyetlerin ve fiyatların artmasına sebep olacak, tüketici talebi daha ucuz hale gelen sendikasız işçilerin ürettikleri ürünlere kayacaktır. Bu talep artışı sendikasız işçi ücretlerini arttıracaktır.

Sendikaların verimlilik üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileri nelerdir?

Sendikaların verimliliği hem olumsuz hem de olumlu etkilediği ileri sürülmektedir.

Sendikaların istihdam düzeyini korumaya yönelik kısıtlayıcı kurallarının, grevler nedeniyle üretimin kesintiye uğramasının ve yüksek ücretler nedeniyle işsiz kalan bireylerin başka sektörlere geçiş yapmalarının maliyetli ve verimliliği düşüren unsurlar olduğu söylenebilir.

Öte yandan, sendikaların işçilerin şikayetlerini işverene aktarmada toplu ses olmaları sorunların çözülerek işgücünün daha verimli çalışmasını sağlamaktadır. Bunun gibi sendikaların kıdem esasını benimsemelerinin de verimliliği arttırdığı söylenebilir. Son olarak, sendikalar nedeniyle emek maliyeti yükselen işverenler ya nispeten ucuz hale gelen sermaye faktöründen daha fazla kullanacakları veya emek faktörünü daha etkin bir şekilde kullanmak için yönetim politikalarını değiştireceklerdir. Her iki durum da verimliliğin artmasına sebep olacaktır.

Sendikalar gerçekten firmaların kârlılığını azaltırlar mı?

Yapılan gözlemlerin çoğu sendikaların genelde firma kârlılığını azalttıklarını, bu durumun özellikle eksik rekabetçi piyasalar için daha fazla söz konusu olduğunu göstermektedir.

Sendikalar firma içinde ve firmalar arasında ücret dağılımını nasıl etkilerler?

Sendikaların ücret dağılımını iki yönde etkilediği düşünülmektedir. Eğer yayılma etkisi geçerli ise sendikaların sektörler arasında ücret dağılımını bozucu bir rol oynadıkları söylenebilir.

Öte yandan, sendikaların temel politikalarından birisi olan eşit işe eşit ücret uygulamasının ücret dağılımındaki dengesizlikleri azalttığı bilinmektedir. Bunun gibi, bütün işçiler için belirli bir miktarda ücret artışının sağlandığı durumlarda da ücret dengesizlikleri azalabilmektedir.

Sendikalar enflasyondan sorumlu mudurlar?

Bu konuda iki farklı görüş vardır. Bir görüşe göre sendika ücret politikası maliyetleri arttırarak ücret fiyat sarmalını harekete geçirmekte ve maliyet enflasyonunun oluşmasına sebep olmaktadır.

Bir başka görüşe göre enflasyon parasal bir olgudur ve asıl sorumlu ücretleri arttıran sendikalar değil, sendikaların bu politikasını para arzını arttırarak destekleyen merkez bankalarıdır.

Sendikalar ile işsizlik arasında ilişki var mıdır?

Sendikaların iki yönden işsizliği arttırdığı, bir yönden ise azalttığı söylenebilir. Ekonominin durgunluk dönemlerinde sendikalar nominal ücretlerin azalma yönünde esnemesine engel olarak işsizliği arttırabilirler. Bunun gibi sendikaların sağladıkları ücret avantajı çalışmayı düşünmeyen ikincil işgücünün piyasaya girmesine sebep olarak da işsizliği arttırabilir.

Öte yandan, sendikaların toplu ses oluşturarak iş gücünün şikayetlerini çözmesi, işi bırakma oranlarını ve işsizliği azaltıcı bir etki oluşturabilecektir.

Sendikaların işgücünün milli gelirdeki payını arttırırlar mı?

Yapılan araştırmalar, sendikaların genelde işgücünün milli gelirdeki payını arttırmak konusunda başarılı olamadıklarını göstermektedir. Bu sonuçtan hareketle sendikaların üyelerine sağladıkları avantajları işverenlerin sırtından değil, genelde sendikasız işçilerin daha düşük ücretler almaları pahasına gerçekleştirdikleri ifade edilebilir.

Kamu ve Emek Piyasaları

Vergilerin emek piyasaları ile ne tür ilgisi vardır?

Vergiler, kamunun harcamalarını finanse etmekte kullandıkları başlıca gelir kaynağıdır. Vergi oranlarındaki değişme bireylerin çalışma kararını gelir etkisi ve ikâme etkisi ne bağlı olarak farklı yönlerden etkileyebilmektedir.

Örneğin, vergi oranlarının indirilmesi bireyler için bir ücret (gelir) artışı gibidir. Bu durumda gelir etkisi bireyin çalışma süresini azaltmasına, ikâme etkisi arttırmasına sebep olacaktır.

Kamunun sendikalar ile ilgili yasal düzenlemelerin etkileri nelerdir?

Sendikalar, kuruluş ve faaliyetleri kanunlara bağlı örgütlerdir. Kamunun sendikalar ve toplu sözleşme düzeni ile ilgili yasalarda kısıtlayıcı olması sendikaların faaliyet ve pazarlık güçlerini azaltırken, kolaylaştırıcı olması tersi sonuç doğurmaktadır.

Asgari ücretin emek piyasaları üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileri nelerdir?

Asgari ücretin, piyasa dengesinin üstünde belirlenmesi işsizliğe neden olacaktır. Bunun gibi asgari ücretin ekonominin tümünü kapsamayıp bazı sektörlerin uygulamanın dışında tutulması, asgari ücretin uygulanmadığı sektörde ücretlerin düşmesine ve sektörler arasında ücret farklılıklarına sebep olacaktır.

Öte yandan piyasa denge ücretine eşit veya yakın bir asgari ücret özellikle monopsoncu piyasalarda istihdamın artmasına sebep olacaktır. Ayrıca asgari ücretten gerçekten yoksulların yararlanması durumunda uygulamanın gelir eşitsizliğini azaltması da mümkün olabilecektir.

Kamu işçi sağlığı ve iş güvenliği alanına neden müdahale eder ve bunun etkileri nelerdir?

İş güvenliği ve işçi sağlığı ile ilgili yatırımları yapmak aslında işverenler için de sonuçta kâr sağlayacak bir faaliyettir. Ancak işverenlerin yapacakları bu yatırımlar toplumsal açıdan optimum seviyenin altında kalacaktır. Bu nedenle kamunun müdahalesi gereklidir.

Kamunun bu konuda çıkardığı kanun ve yönetmeliklerle işverenleri iş güvenliği yatırımı yapmaya zorlaması kimi durumda küçük firmaların bu maliyetleri karşılayamamalarına ve piyasadan çekilmelerine sebep olabilecektir. Böyle bir sonuç genelde büyük firmalarda organize olan sendikaların pazarlık güçlerini arttırmalarını sağlayacaktır.

Öte yandan, kamunun müdahalesi işleri daha güvenli hale getireceğinden daha fazla işçi bu işlerde çalışmak isteyecek, işverenler telaş edici ücret farklılığı vermeksizin daha düşük ücretle işçi çalıştırabileceklerdir.

Kamu emek piyasalarında hangi mekanizmalarla rant sağlar ve bu piyasaları nasıl etkiler?

Kamu, emek piyasalarında çeşitli yollarla rant sağlayabilmektedir. Bu yolların başında yüksek ücretler gelmektedir. Kamu adına hareket eden politikacılar siyasi kimlik taşıdıklarından tekrar seçilme düşüncesi ile kamu çalışanlarının ücretlerini yüksek tutma eğilimindedirler.

Kamu, ayrıca, belirli mesleklere girişi kamu lisansına bağlayarak ve gümrük tarifesi-kota gibi dış ticaret politikası araçlarını kullanarak emek talebi ve istihdamını etkileyebilmekte, rant oluşturabilmektedir.

İşsizlik

Vergilerin emek piyasaları ile ne tür ilgisi vardır?

Vergiler, kamunun harcamalarını finanse etmekte kullandıkları başlıca gelir kaynağıdır. Vergi oranlarındaki değişme bireylerin çalışma kararını gelir etkisi ve ikâme etkisi ne bağlı olarak farklı yönlerden etkileyebilmektedir.

Örneğin, vergi oranlarının indirilmesi bireyler için bir ücret (gelir) artışı gibidir. Bu durumda gelir etkisi bireyin çalışma süresini azaltmasına, ikâme etkisi arttırmasına sebep olacaktır.

Kamunun sendikalar ile ilgili yasal düzenlemelerin etkileri nelerdir?

Sendikalar, kuruluş ve faaliyetleri kanunlara bağlı örgütlerdir. Kamunun sendikalar ve toplu sözleşme düzeni ile ilgili yasalarda kısıtlayıcı olması sendikaların faaliyet ve pazarlık güçlerini azaltırken, kolaylaştırıcı olması tersi sonuç doğurmaktadır.

Asgari ücretin emek piyasaları üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileri nelerdir?

Asgari ücretin, piyasa dengesinin üstünde belirlenmesi işsizliğe neden olacaktır. Bunun gibi asgari ücretin ekonominin tümünü kapsamayıp bazı sektörlerin uygulamanın dışında tutulması, asgari ücretin uygulanmadığı sektörde ücretlerin düşmesine ve sektörler arasında ücret farklılıklarına sebep olacaktır.

Öte yandan piyasa denge ücretine eşit veya yakın bir asgari ücret özellikle monopsoncu piyasalarda istihdamın artmasına sebep olacaktır. Ayrıca asgari ücretten gerçekten yoksulların yararlanması durumunda uygulamanın gelir eşitsizliğini azaltması da mümkün olabilecektir.

Kamu işçi sağlığı ve iş güvenliği alanına neden müdahale eder ve bunun etkileri nelerdir?

İş güvenliği ve işçi sağlığı ile ilgili yatırımları yapmak aslında işverenler için de sonuçta kâr sağlayacak bir faaliyettir. Ancak işverenlerin yapacakları bu yatırımlar toplumsal açıdan optimum seviyenin altında kalacaktır. Bu nedenle kamunun müdahalesi gereklidir.

Kamunun bu konuda çıkardığı kanun ve yönetmeliklerle işverenleri iş güvenliği yatırımı yapmaya zorlaması kimi durumda küçük firmaların bu maliyetleri karşılayamamalarına ve piyasadan çekilmelerine sebep olabilecektir. Böyle bir sonuç genelde büyük firmalarda organize olan sendikaların pazarlık güçlerini arttırmalarını sağlayacaktır.

Öte yandan, kamunun müdahalesi işleri daha güvenli hale getireceğinden daha fazla işçi bu işlerde çalışmak isteyecek, işverenler telaş edici ücret farklılığı vermeksizin daha düşük ücretle işçi çalıştırabileceklerdir.

Kamu emek piyasalarında hangi mekanizmalarla rant sağlar ve bu piyasaları nasıl etkiler?

Kamu, emek piyasalarında çeşitli yollarla rant sağlayabilmektedir. Bu yolların başında yüksek ücretler gelmektedir. Kamu adına hareket eden politikacılar siyasi kimlik taşıdıklarından tekrar seçilme düşüncesi ile kamu çalışanlarının ücretlerini yüksek tutma eğilimindedirler.

Kamu, ayrıca, belirli mesleklere girişi kamu lisansına bağlayarak ve gümrük tarifesi kota gibi dış ticaret politikası araçlarını kullanarak emek talebi ve istihdamını etkileyebilmekte, rant oluşturabilmektedir.

İşsizlikle Mücadele Politikaları

İşsizlikle mücadelede temel yaklaşımlar nelerdir?

İşsizlik sorunu karşısında benimsenen yaklaşım ve politikalar ülkeden ülkeye değişim göstermektedir. Bu yaklaşımlar arasında bir uçta işsizlik sorununun çözümünü ekonomik gelişmeye bırakan liberal yaklaşımlar yer alırken, diğer uçta ise bu sorunu toplumsal bir sorun olarak kabul eden ve istihdam politikalarına öncelikli bir yer veren yaklaşımlar bulunmaktadır. Ülkelere, dönemlere ve siyasal iktidarlara göre de toplumlar bu iki uç arasında bir yerde bulunmaktadırlar.

Pasif istihdam politikaları nelerdir?

Gelişmiş ülkelerde daha yoğun olarak uygulanan pasif istihdam politikaları, işsizliği önlemekten ziyade işsizliğin yarattığı bireysel ve toplumsal alandaki olumsuz sonuçları gidermeye yönelik politikalardır. Bu önlemler genel olarak işsizlik sigortası ve işsizlik yardımlarıdır.

Aktif istihdam politikaları nelerdir?

Aktif istihdam politikalarının temel amacı, işsizlere yalnızca gelir desteği sağlamak yerine, onların çalışma hayatına dönüşlerini kolaylaştırmaktır. Aktif istihdam politikaları genelde işsizlikten en fazla etkilenen gruplara ve bölgelere yöneliktir. Öncelikli hedef kitlesi ise, uzun dönemli, genç, kadın, göçmen ve özürlü işsizler gibi emek piyasasında iş bulma şansları oldukça zayıf olan gruplardır. Bu politikalar arasında, emeğin vasıf seviyesini yükseltici eğitim programları, bilgilendirme ve işe yerleştirme hizmetleri, özellikle okuldan çalışma hayatına geçiş sürecinde büyük zorluklarla karşılaşan genç işsizlere iş deneyimi kazandıracak programlar,istihdam yaratma programları, işsizliğin yoğun olarak yaşandığı bölgelerde işyerlerinin mali bakımdan desteklenmesi ve girişimciliğin özendirilmesi gibi önlemler yer almaktadır.

Türkiyede işsizlikle mücadelede ne tür politikalar izlenmektedir?

Türkiyede işsizliği önlemeye yönelik tedbirlerin alınması planlı dönemle başlamış olmasına rağmen, şu ana kadar işsizlik sorunuyla mücadelede başarıya ulaşmış etkin bir istihdam politikasının varlığından söz edilemez. Türkiyede şimdiye kadar hazırlanan kalkınma planlarının tümüne bakıldığında, genelde işsizlik ve istihdam sorununa gereken önemin verilmediği söylenebilir. Planlarda sorunların genel çerçevesi çizilip, ortaya konmakla birlikte; bu sorunların çözümüne ilişkin politikaların çok genel ifadelerle yer aldığı, somut proje ve programların, çok istisnai birkaç program dışında, ele alınmadığı görülmektedir.

Avrupa Birliği ülkeleri ile karşılaştırıldığında, ülkemizde başarılı sayılabilecek aktif istihdam politikalarına rastlanmamakla birlikte, bu alanda etkisizde olsa bazı programların uygulandığı söylenebilir.

Bu çalışmalar, ağırlıklı olarak ülkemizde doğrudan emek piyasası ile ilgili olan Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından yürütülmektedir. İŞKUR tarafından uygulanan aktif emek piyasası programlarının başında mesleki eğitim gelmektedir.

Bu konudaki çalışmalar 1988 yılında işgücü eğitimi konusunda yürürlüğe giren yönetmelikle başlamış ve İŞKUR bu alanda etkin bir rol oynamıştır. istihdam garantili ve kendi işini kuracaklara yönelik kurslar düzenlenerek özellikle vasıfsız işsizlere vasışar kazandırılması hedef alınmıştır.

İŞKUR, bu kurslarla vasıfsız işgücüne mesleki eğitim aracılığı ile beceri kazandırarak onları istihdam garantili kurslarla istihdam etmeyi amaçlamaktadır. Bu bakımdan açılan kurs alanları ve kursiyerlerin özellikleri illere veya bölgelere göre değişiklikler göstermektedir. işgücü yetiştirme kurslarının dışında, iş ve meslek danışmanlığı ve ısmarlama eğitim programları da İŞKUR tarafından uygulanan aktif emek piyasası programları arasında yer almaktadır.


0 comments :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...